Anlamı var mı?


Selam! Umarım iyisinizdir ve daha iyi olursunuz. Ruhunuz veya bedeniniz yorgunsa bile bu yorgunluğun en güzel ve en kolay şekilde geçmesini dilerim.

Bu hafta benim için de hem fiziksel, hem ruhsal olarak biraz yorucu geçti. Hani durup durup ''hayatın anlam ve amacını sorgulama'' kapısı açılır ya üstümüze; bu aralar o kapıdan içeriye bakmayı da geçip, aklımızı bazen karıştıran ve bazen netleştiren onlarca bakış açısı arasından biraz ilerledim. Sonucun ne olduğundan yine tam anlamıyla emin olamayarak ''süreci'' sizlerle paylaşmak için bu haftaki blog yazımı yazmaya geldim. Umarım herkes için sadece faydalı olur...

Bir önceki bloğumda, Obsesif Kompulsif bozukluğa sahip olduğumdan bahsettiğimi hatırlıyorum. Yani aşırı düşünmenin yanı sıra; kişinin aklındaki bir çok düşünceye takılı kalması, gibi bir durum söz konusu. Bu biraz, kat sayısı belli olmayan bir asansörün, çıktığı her katta, kapısı açık bir şekilde en az yarım saat durmasına benziyor. Ayrıca her düşünce katında, orada olmasını beklediğimiz ya da hiç ummadığımız şeylerle karşılaşabiliyoruz. Bu şeyler bazen tamamen bizim kendi yaşantımızla ilgili veya kendi zihnimizin ürünü olurken, bazen de dış etkenler vasıtasıyla edindiğimiz fikirler oluyor. E hepimiz zaten bunları biliyoruz; ama kusura bakmayın lütfen, sanırım ben biraz gevezeyim. Şimdi asıl piste, pardon... Meseleye iniş; şey... geçiş yapıyorum:

Benim takıntılarımın çoğu Din ve inanç konuları üzerine kurulu. Genellikle hep bu konularda sorgulama içerisindeyim. Zannımca bundan kaynaklı olarak son zamanlarda hemen her şeyin ''gerçekliği'' hakkında şüpheye düştüm. Tamam, herkes zaman zaman bazı yaşanılanları rüya gibi hissedebilir, bazı şeylerin sadece kabus olmasını dileyebilir, arada bir kendisini ve dünyayı sanki tanıyamıyor gibi olduğunu fark eder; fakat bunlar genel itibariyle zihinsel ve bedensel yorgunluk, ekran bağımlılığı veya sağlıksız beslenme türü faktörler sonucu da ortaya çıkabilecek şeyler. *bu durumun fazlalaştığını ya da hayatınızı etkileyecek düzeye geldiğini düşünüyorsanız, hiç değilse bir hastane psikiyatrisi doktoruyla görüşmenizi öneririm.*

Fakat benim bu son haftalarda yaşadığım durum; benim kendimi yakın hissettiğim haliyle felsefi bir bakış açısı olan Solipsizm ve psikoloğumun adlandırdığı haliyle Derealizasyon arasında bir geçiş köprüsü, diyebilirim sanırım. Canım beynim sağ olsun; dokunduğum, gördüğüm, duyduğum her şeye karşı: ''bu gerçek miydi?'' sorusunu kullanıp oradan da: ''gerçek nedir'' sorusuna atladığı için, bir süre hayattan bıkmış bir köstebek gibi yuvamın içinde sabah-akşam uykulu modda takıldım. ''Devam etmemin ne anlamı olacak?'' diye rüyasında bile hayat amacını sorgulayan bir koalayken, yattığı yerden kurbağa tarzı sinek avlayarak doyamayacağını anlamış bir aslan olarak kalkmış bulundum. Şarkıcı Sıla'nın dediği gibi: ''ASLAN GİBİ GERİ DÖNDÜM.'' 😉

Öyle çok büyük avlarda gözüm, belki vardır da... Şimdilik o avlara ulaşmak için yeterli gücüm olmadığından eskiden toparladığım bir kaç yemeği ısıtıp ısıtıp yiyorum. Hayvan betimlemelerinden çıkıp insanca açıklama getireyim hemen:

Nisan ayında kendim için oluşturduğum bir ''yapılacaklar listesi'' düzenim vardı. Bir süre sonra işlevi olmasına rağmen ''uzun olduğu'' gerekçesiyle başka şablonlar denemek için ona uymayı bırakmıştım. Psikoloğuma bu konuyu açtım ama bu süre zarfında da boşlukta hareketsiz kalırken mini mini minnacık depresyona girip geri çıktım. Geri çıkmak için de ''aslan düzeni'' diye anlattığım eski planı yeniden yürürlüğe koydum. Ancak ne yönde hareketlilik olursa o yönde bereket oluyor işte. Boşluk ve kararsızlık üzerine ilerleme olunca düşünceler ve şüpheler, kararsızlık ve endişeler, kaygılar ve BELİRSİZLİKLER bereketlendi ve buna ek olarak amaç sorguları da arttı.

Bir oturup üstüne düşününce, bir çok konuya %50'ye yakın bir oranda şüpheyle yaklaşmamın yanı sıra, geçmişimden beridir kendim için belirlediğim net amacımı hatırladım: ''sonsuz huzur''

Her ne olursa olsun, huzurun diğer tüm duygu ve durumlardan tamamen farklı bir yapıya sahip olduğuna ve -biz bağlamazsak- başka etkenlere bağlı olmadan kendi ekseninde bir yol çizerek ilerleyebileceğine inanıyordum. Sizin görüşünüz nedir, bilemem. Ama bana göre huzur, tamamen kişinin iç dünyasına aittir. Bu da az da olsa psikolojideki: ''Yaşanılan/yaşanılacak durumlara biz karar veremeyiz ama tepkilerimizi biz seçebiliriz.'' inancını andırıyor fikrimce. Ve bu ''huzura ulaşma'' arzusundan çok, ''her zaman huzurlu olma'' isteği olduğundan dolayı, son zamanlarda sıkça karşılaştığım: ''sonuç değil, süreç odaklı yaşamak'' kapısının önüne tekrar koydu beni.

Özellikle belirsizliklerin bu denli yoğun olmasının ardından, tek bir şey için kendini heba etmenin pek de değmeyeceğini, zaten hayatın genel itibariyle değişken olduğunu hatırlamak ayrı bir rahatlama verdi bana. Sözün kısası; ne geçmişi değiştirebilir, ne de gelecekten emin olabiliriz. Hedef koymayalım, demiyorum; fakat sahip olduğumuz en önemli şey içinde bulunduğumuz an ve asıl önemli olan şey SENİN İYİ HİSSETMEN. Çünkü hayatı sen yaşayacak, sen devam edeceksin bu yola. Eskiden gelme hatan varsa sen telafi edeceksin, yaraların varsa kendin için sen kapatacaksın onları. Belki kendin, belki bir başkası için yolu aydınlatacak ve bir şeyleri sen düzelteceksin. Zorunlu olmasan da umudun çağrısında bir isim olduğunu unutma. Attığın her adımı, alıp verdiğin her nefesi değerli hale getirmenin senin elinde olduğunu unutma lütfen. SONUÇ NE OLURSA OLSUN; YOLUN SONUNU ASIL DEĞERLİ KILAN YOLUN KENDİSİDİR. BU YOLU ÇİÇEKLENDİRMEYE NE DERSİN? Acısa da, yorulsan da yalnız değilsin. Her insan bunları yaşar. Ama herkes düştüğü yerden kalkamaz. Bunları okuyan sen; içindeki gücü fark etmeye ne dersin? Büyük bir adım atmak ZORUNDA DEĞİLSİN. Lütfen şu an sadece kendin için bir nefes al ve dünyada güzel bulduğun 3 şeyi sayarak başla. Ya da içinden sadece şunu geçir: ''olan ve olmayıp daha iyisini bekleyen her şey için şükürler olsun...''

Sanırım yine yazıyı gereksiz yere uzattım. 😅

Hepinizden özür diliyorum ve okuduğunuz için teşekkür ediyorum. İyi günler, iyi ömürler dilerim. Hayat size iyi baksın. Hoşça kalın... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilmediğimin İçinden Bildiğim

Delirmekle Akıllanmak Arası...