Bilmediğimin İçinden Bildiğim
Üçüncü blog yazımdan hepinize selam! Yine ben :)
Umarım iyisinizdir ve kolaylıklarla her yönden daha iyi olursunuz.
Bu sefer de ne yazacağımdan emin olamayarak oturdum masa başına. Onaylayacağınızı düşünerek söylüyorum ki; çoğu şey anlık olarak gelişmiyor. İniş-çıkışlar yaşıyoruz, deneme-yanılma yollarından geçerek öğreniyoruz; düşünüyoruz, taşınıyoruz, asansör kullanıyoruz, nakliyecilerle anlaşıyoruz, bazen yeni mobilya bakıyoruz...
Bu da benim beynimin konudan konuya atlama hızı işte. Hem örnek vermeye çalışıp hem anlatımın içine mizah katmayı düşünürken ortaya böyle cümleler çıkıyor. Yediğiniz yemekte özellikle tatmak istediğiniz tadın arka planda kalıp tuzun ya da şekerin, hele ki aşırı ekşi olan o limonun tadının:
''Ben bu gece burda yatılı kalcam'' deyip ortama kurulmasına benzer bir durum.
''Ben bu gece burda yatılı kalcam'' deyip ortama kurulmasına benzer bir durum.
Asıl konuya dönelim, bir zahmet dönelim canım kendim...
Nakliyecilerden bahsetmeye başlamadan öncesinde dediğim gibi; biz aslında farkında olsak da, olmasak da yaptığımız veya yapmadığımız, söylediğimiz ve bazen de söylemediğimiz şeylerle önümüzdeki her basamağı minnacık da olsa inşa edebiliyoruz. Bazı zamanlarda ise biz öylece durur ya da kendi yolumuzda ilerlerken, hayat önümüze bir kapı açıp:
''Önce buradan geç.'' diyor. Bu yeni kapılar başka yollara da çıkabiliyor; gittiğimiz yolu bizim için zorlaştırıp kolaylaştıran basamaklara da dönüşebiliyor.
''Önce buradan geç.'' diyor. Bu yeni kapılar başka yollara da çıkabiliyor; gittiğimiz yolu bizim için zorlaştırıp kolaylaştıran basamaklara da dönüşebiliyor.
''Neden bunlardan bahsediyorsun?'' diye soracak olursanız... Siz sormasanız da ben kendime sorduğum için cevaplıyorum:
Bugün blog günüm olduğunu bilerek başladım güne. Aklımda bir konu olmamasına rağmen, düşünsem de ''içim rahat etmiyor'' deyip vazgeçebiliyor olmama rağmen; her ne kadar bu ümit ve inanç strese engel olmasa da, bilgisayar başına geldiğimde konunun ve kelimelerin aklıma ışınlanacağına inanarak ve ümit ederek masama geliyorum.
Bugün diğer iki günün aksine, aklımda bir konu da vardı. ''AŞK''
Ben ne anlarım? Benim ne ilgim var? Hakkında ne biliyorum? Ne yaşadım da üzerinde konuşma yetkim olsun ki???
Ne yaşadığımı ya da hakkında ne bildiğimi bilmiyorum. Son günlerde de iyice Sokrates'e döndüm: ''BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA HİÇ BİR ŞEY BİLMEDİĞİMDİR''
Fakat yine de bir boşboğaz gibi, sırf yazmak olsun ya da belki size veya bana bir şeyler katabilir diye fikrimi paylaşırım diye düşünüyorum. Mesela... Aşk'ın ne olduğunu bilmesem bile, kendimce ''ilişki'' tarzı yaşadığım, yaşadığım da şüpheli olabilecek bir sürü sanal tanışmalarımı, sevgi içerir gibi davranan garip durumları her seferinde aşk sanabildiğimi ya da ne olduğunu bilmediğim aşka dönüşmesi için nereye gittiğini bilmeyen sinek gibi cama çarpa çarpa çabaladığımı biliyorum.
Aşk'ın ne olduğunu bilmiyorum ama çoğunluğun ''aşk'' , ''sevda'' derken sürekli yanıp tutuşmaktan söz etmesinden dolayı zaman zaman bana itici hissettirdiğini inkar edemem. Canın acıyorsa niye istersin ki? Sanırım dalga geçtiğimiz sineklerle bir ortak yönümüzü buldum:
O camı görmek yerine dışarıya odaklanıp çıkmaya çalışıyor ve belki de bu esnada camı aşabileceğini sanıyor. Biz de kalbine ulaşmak istediğimiz bir kişi ya da ilişkiyi düzeltebileceğimize, değiştirebileceğimize inanırken sadece güzel şeylere odaklanıp kendimizi harap ediyoruz bazen.
O camı görmek yerine dışarıya odaklanıp çıkmaya çalışıyor ve belki de bu esnada camı aşabileceğini sanıyor. Biz de kalbine ulaşmak istediğimiz bir kişi ya da ilişkiyi düzeltebileceğimize, değiştirebileceğimize inanırken sadece güzel şeylere odaklanıp kendimizi harap ediyoruz bazen.
İncir ile ilgili bir video görmüştüm. Arılar incirin içinde bulunan bal tadındaki sıvıyı oluşturup yerleştirebilmek için incirin içine girmeye çalışıyormuş ve giriş kısmı çok küçük olduğu için kanatları kopuyormuş. Biz de arada sırada istediğimiz şeye ulaşmak için kendimizi değiştirir ve sonra da pişman oluruz, öyle değil mi?
Tabii ki bu ''hiç çabalamayalım'' demek değil :) Fakat değişimin aslı kendimiz için olmalı. Bir şey yapmadan önce bize faydası olup olmayacağını tartmak işe yarayabilir. Bunu da takıntı derecesine getirmek yerine, gerekli olabilecek şekilde 3-5 soru ile kendiniz için mini kontrol yapabilirsiniz.
*Soruları nasıl oluşturabileceğiniz hakkında psikiyatrist, psikolog veya yapay zekadan yardım alabilirsiniz.*
Kimimiz güzel şeylere odaklanıp gerçekliği kaçırırken, kimimiz gerçekliğin karanlığında ''hiç ışık yok!'' diye sinirle bağırarak geçiriyor günlerini. Mesele yine aynı noktaya geliyor: Hayatta en önemli şeylerden birisinin denge oluşu... Aydınlığın içinde gözleri dinlendirmek için siyah boşluğa bakabilmek, karanlığın yanındaki ışıklı alana yönümüzü dönebilmek; olan ve olamayan her şeyin oluşu ve olmayışı için şükredip ''illa ki bir hayr vardır'' cümlesiyle umudun elinden tutup inanca sarılabilmek asıl mesele olabilir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu hafta da böyle oldu. Umarım herkes için sadece faydalı olur. Hayat size iyi baksın. İyi günler, iyi ömürler dilerim...
Yorumlar
Yorum Gönder